Quo Vadis ABD?

Bir dizi askeri ve siyasi taktik değişikleri gündeme getirse de, bölgedeki çıkarlarını teminat altına almadan, ABD’nin Irak’taki askeri varlığına son vermesi, en azından kısa vadede, mümkün görünmemektedir. (New Left...
Quo Vadis ABD

Bir dizi askeri ve siyasi taktik değişikleri gündeme getirse de, bölgedeki çıkarlarını teminat altına almadan, ABD’nin Irak’taki askeri varlığına son vermesi, en azından kısa vadede, mümkün görünmemektedir.

(New Left Review 17, Eylül-Ekim 2002) adlı makalesinde bugünün ABD siyaset planlayıcılarının İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşturulan siyaset geleneğinin takipçisi olduğuna dikkat çekerek, ABD’nin bu dönemden başlayarak iki temel stratejik amacının olduğunu, bunların birincisinin, dünyayı kapitalist sistem için güvenli kılmak, bu çerçevede de SSCB’nin sınırları dışına yayılmasını engellemek olduğuna dikkat çekiyor.

Anderson, ABD”nin ikinci amacının ise, dünya kapitalist sisteminin lideri olmak olduğunu ifade ediyor.

İkinci Dünya Savaşı ertesinde Almanya ve Japonya’ya asker konuşlandıran ve İngiltereQuo Vadis ABD ekonomisinin bağımlı olmasıyla ABD’nin, kapitalist sistemin lideri olma amacına ulaştığını, kapitalist ülkelerin Sovyet tehdidine karşı korunması misyonunu da yüklendiğini ifade eden Anderson, bu dönemde ABD’nin liderliği konusunda Batı ülkelerinde bir uzlaşmanın da oluştuğuna dikkat çekiyor. Perry Anderson, ancak Sovyetlerin dağılması ertesinde Batı toplumlarının ABD’nin askeri gücünün korumasına gereksinimlerinin ortadan kalkmasıyla, Batı Avrupa ve ABD arasındaki ittifakın doğal birleştirici etmenin kaybolduğunu vurguluyor. Bu perspektiften bakıldığında, ABD’nin karşılaştığı temel sorunun Irak’ta oluşturmaya çalıştığı ittifakın dağılabileceği olduğu ya da somut bir gelişme olarak İspanya’nın askeri varlığını bölgeden çekme kararı alabilmesinin nedenleri de anlaşılabilir. Aslında siyasi ve ekonomk birliği büyük ölçüde tamamlayan AB ülkeleri, 1990’larda Batı Avrupa Birliği (BAB) ile de askeri bir güç oluşturmaya çalışmışlar, ancak ABD’nin yüksek teknolojiyle donanmış askeri gücü karşısında bir varlık gösterememişlerdir.

50 YILLIK STRATEJİ

AB, kendi etki alanında gördüğü Balkanlarda yaşanan sorunlarda da çözümleyici bir rol oynayamamış, Balkanlarda yaşanan iç savaş ABD’nin askeri müdahalesi ile son bulmuştur. Bu gelişmelere karşın AB, özellikle de Almanya ve Fransa ABD karşısında giderek güçlenmektedir. Öte yandan ABD gibi stratejik amaçlarını 50 yıllık değişkenlere göre belirleyen ve yüzyılın son yarısında da amaçlarının çoğunu realize eden bir gücün öngöremediklerinden söz etmekten daha çok denetleyemediklerinden söz etmenin ve bu çerçevede sorular sormanın daha gerçekçi olacağını düşünüyorum. Bu anlamda yazının başında dile getirilen ve gündemde tutulmaya çalışılan sorular da pek anlamlı olmamaktadır.

ABD’nin Irak’a müdahaleden önce, cephe savaşı ertesinde olası bir Şii, Sünni ayaklanmasını öngöremeyeceğini söylemek biraz saflık olur. Ancak, 11 Eylül saldırısının, suçlu olarak gördüğü devletlere karşı müdahalesini yasallaştırdığını ileri sürerken, İspanya’da gerçekleştirilen terör saldırısının, İspanya’nın askerlerini çekmesine neden olmasını denetleyememek, Pentagon’da da şaşkınlık ve hayal kırıklığı yaratmıştır. Bu aşamada ABD’nin önünde iki seçenek kalır; birincisi şiddette karşı güç gösterisini artırarak ve daha fazla şiddete başvurarak hegemonyasını devam ettirmeye çalışmak ya da Irak’taki muhalif güçlerin rızasına dayalı bir anlaşma zemini oluşturmak.

ŞİDDET YA DA RIZA

Tabi ki, ABD’nin Irak ve genelde Ortadoğu’ya ilişkin stratejilerinin değişmesini veya Irak’tan çekilebileceğini söylemek biraz abartı olur.

En azından, ABD’nin önümüzdeki 25 yıl içinde petrol ihracatına olan gereksiniminin katlanarak artacağı ve Irak’ın da dünyanın en zengin petrol yataklarına sahip olduğu göz önüne alındığında.

ABD’nin şiddete mi yoksa toplumsal rızaya dayalı politikalarının belirleyicileri ise, önümüzdeki başkanlık seçimlerinin sonuçları, Şii-Sünni direnişinin ortak bir zeminde buluşup buluşamayacağı ve bölge ülkelerinin tavrı olacaktır. Olası bir Demokrat Parti iktidarı, ABD’nin bölgedeki stratejilerini gerçekleştirmek için daha ılımlı politikaları gündeme getirmesini sağlayabilir.

Sonuç olarak, ABD bir dizi askeri ve siyasi taktik değişikleri gündeme getirse de bölgedeki çıkarlarını teminat altına almadan Irak’taki askeri varlığına son vermesi en azından kısa vadede mümkün görünmemektedir. ABD’nin Büyük Roma imparatorluğu gibi bir sonun başlangıcında olmasını iddia etmek ise, en azından şimdilik bir ütopyadır.

image_pdfPDFimage_printYazdır
Kategoriler
AnalizDünya

Benzer Konular

  • Cemil Koçak

    İçinden Çıkılmaz Bir Soru: Kim Bu Asıl Muhalifler?

    Cemil Koçak, Tek-Parti Döneminde Muhalif Sesler başlıklı çalışmasında, dönemin sıkışmışlığında yaşama şansı bulmaya çalışan muhaliflerini anlatmayı, onları da tarih sahnesine çekmeyi amaçlıyor. Siyasetle çevrelenmiş bir konu hakkında tarihsel bir...
  • Elveda statüko! Merhaba değişim!

    Elveda statüko! Merhaba değişim!

    3 Kasım 2002 seçimlerinde yıllanmış statükocu partiler kaybetti. 28 Mart 2004 yerel seçimlerine ‘gözü dönmüş” bütün statükocu partiler, AB ve Kıbrıs konusu üzerinden milliyetçi bir dalga yaratarak girdiler. AK...
  • İsrail’de sol politikaları ancak sağcılar gerçekleştirebilir

    İsrailliler: Yürü Şaron!

    İsrail’de sol politikaları ancak sağcılar gerçekleştirebilir. İsraillilere istediklerini vermek yeterli değil. Onlar, Batı Şeria’nın çoğundan çekilmek istiyor; Filistinlilerle anlaşma olsun ya da olmasın. Israil’de birçok insan bugünü karışık duygularla...
  • Taliban yanlıları

    Bataklığa Davet…

    KKTC’nin dünyaya açılması ve Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde destek beklenen ABD’nin, karşılığında Afganistan ve Irak’a Türk askeri istediği belirtiliyor 11 Eylül saldırılarından sonra başlattığı ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nin ilk iki ayağı...